Hayallerin Gerçekten Sana mı Ait?

Hayallerin Gerçekten Sana mı Ait?

Temmuz ayının başlarında Tedx Kaleiçi etkinliğinde yaptığım konuşma YouTube’da yayınlandı. Minimalizmi, gerçekten neye ihtiyacımız olduğunu ve kendimizle kendimizin arasındaki engelleri anlattım bu konuşmada. Videoyu izleyen bir dostumuz kendi başından geçenleri paylaşmış. Benim çok hoşuma gitti sizlerle de paylaşmak istedim:

Uzm. Klinik Psikolog Beyhan BUDAK ‘tan harika bir TEDx konuşması 👏
Mutluluğun gerçek kaynağı hakkında düşünmek için izleyin, durup şöyle bir göz atın kendinize, Beyhan’ın bahsettikleri ile ne kadar örtüşüyor yaşantınız?

Açılın bizim şu düğün meselesine açıklık getiriyorum.

Düğün yapmadığımızda herkes şaşırdı, bazısı bizim için kötü hissetti (adımıza utandı), bazısı ileride pişman olacağımızı düşündü, bazısı garipsedi hatta belki marjinal görünüp ilgi çekmek için yaptığımızı düşündü. Destekleyen ve mantıklı bulan cidden az kişi vardı.
Bizim “düğün yapmama” kararı vermemizin mesele olması garip değil mi? Geri kalan bütün çiftlerin “düğün yapma” kararı vermiş olması değil mi ekstra olan? Bu standart olarak yapılan bir şey haline nasıl gelmiş, kim getirmiş? Biz neden herkese neden yapmadığımızı açıklamak zorunda kaldık? Vallahi düşününce bir gülme geliyor.
“Yapmadınız mı? Aaaaa neden yapmadınız?”
Neden yapmadık? Çünkü Türkiye’nin dört bir yanından bir sürü insanı iki saatlik bir organizasyon için tek bir salona toplamak saçma geldi. Çünkü davetlilerin yarısından çoğunun sırf davete icabet nedeniyle geleceğini düşündük. Çünkü düğün sektörünün insanları söğüşlemek üzerine kurulduğunu düşünüyoruz. Çünkü düğünlerde gelin damat genelde stres yaşıyor ve gönlünce eğlenemiyor gibi geliyor. Çünkü çok para ve emek harcamamız lazımdı, üşendik. Çünkü insanların bize para/takı vermek zorunda hissetmesini istemedik. Çünkü biz hiç “ayy düğünümüz şöyle olacak” diye hayal kurmadık, bizim için çok bir şey ifade etmiyordu. Çünkü çünkü çünkü, bir sürü sebep vardı. Toplum baskısından bağımsız düşününce “yapmamak” çok daha mantıklı geldi. Bana hala ailelere ve arkadaşlara tercihimizi açıkladığımız konuşmalar çok garip geliyor, yani bu konuşmaları yapmak zorunda kalmamız bile ilginç değil mi?
Düğünleri aslında seviyorum, severek ve isteyerek bu işin içine girenleri sonuna kadar destekliyorum hatta saygı duyuyorum çünkü zor bir iş. Bizim hevesimiz yoktu, ve sırf yapmış olmak için yapmak gerekecekti, yapmamak ise bizim hayata bakışımızı yansıtan bir tercihti. Bunun “absürd” görülmesini tüketim kültürüne bağlıyorum. “Maddi imkanı olan birisi nasıl düğün yapmaz, NEDEN yapmaz ki?!” diye düşünülmesini hakikaten çok garip buluyorum.
Biz nikahımızı Kıbrıs’ta yaptık, iki kişi gittik, şişelerce şampanya içtik, oradan şahit bulup evlendik, süper bir tatil yaptık ve döndük. Bizim kafamıza yatan, gönlümüzden geçen yöntem buydu. Yeni başlangıcımıza odaklanmak istedik, başka hiçbir şey için endişe etmeden. Ailelerimizle ve sevdiklerimizle kutlamalarımızı da ayrıca yaptık, canımızın istediği şekilde, lojistik olarak daha uygun zamanlarda ve mekanlarda. Sadece istediğimiz insanları gördük. Yaşlılar oradan oraya sürüklenmedi, gençler sıkılmadı, bir şablona bağlı kalmadık, borca girmedik, çok da keyif aldık.

Şu an gösterişe değil fonksiyona odaklanmış “cost-efficient” evimizde (dipnot:estetik görüntü de bir noktaya kadar fonksiyoneldir) minimalist bir hayat yaşıyoruz, çünkü öyle rahat ediyoruz. Evet bir seferde 4 kişiden fazla misafir ağırlamıyoruz, o kadar tabağımız yok. 5 kişi gelecek olursa alırız dedik. Ciddi söylüyorum böyle özgür hissediyoruz. Paramızı gereksiz eşyalara yatırmak yerine kendimize yatırım yaptığımız sade bir hayatı tercih ediyoruz.

Burada meselenin özü şu: Kararların, senin tercihlerinle mi şekilleniyor? Senin tercihlerin içsel bir motivasyondan mı geliyor yoksa öğrenilmiş, tekrarlanan davranışlardan mı oluşuyor? Seni sen yapan şeyler neler? Hayatının ne kadarını bu şeyleri gözeterek, ne kadarını alakasız şeylerle uğraşarak harcıyorsun?

Kendini, benliğini, yanlış şeyler üzerinden tanımlamaya çalışıyor olabilir misin?

Comments are closed.